Cemil Meriç

Cemil Meriç

Batı karşısındaki durumumuz, efendisinin ilaçlarını çalıp içen uşağın durumudur.

Batı; muhteşem bir baş altında, sefil bir kuyruk.

Birbirini bütün tedaileriyle karşılayan iki kelimeye ne aynı dilde rastlarsınız ne iki ayrı dilde.

Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp tek insan hâline getiren İslâmiyet olmuş.

Buda haklı : Var olmak için yok olmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin.

Denize atılan bir şişe her kitap. Asırlar belki açmazlar.

Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.

Düşünceye sınır çizilemez. Şüpheden bile şüphe.

Gitmek, kaderin hatalarını düzeltmektir.

İdeolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri.

Karakter ne kadar kuvvetli ise, vefasızlığa o kadar az kabiliyetlidir.

Karanlık kinlerin birbirine saldırttığı çılgın sürülerin savaş çığlığıdır slogan.

Kaynaklarından kopan bir intelijansiyanın kaderi, bir mefhum hercümerci içinde boğulmak.

Kronoloji: aptalların tarihi.

Kuşlara benzer kelimeler beyaz. Bir rüzgâr sürükler hepsini. Bulutlara güvenilmez.

Tarihi yaratan, fertle yığın arasındaki anlaşmazlık.

Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazine.

Tarihin mimarı: isyan, kadere, zamana, insana.

Yığın düşünmez, maruz kalır.

Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var.

Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.

Asya’nın bütün evlatları içinde Batı’nın ilk benimsediği: Zerdüşt.

Avrupa tarihi, bir sınıf kavgası tarihidir.

Aydın olmak için önce insan olmak lâzım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur; maruz kalmaz, seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan: ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat, hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.

Batı’nın düşünce tarihi akılla naklin mücadele tarihi.

Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütün üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.

Dahi, münzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı.

Deha tabiatın en tehlikeli armağanı.

Dergi hür tefekkürün kalesi.

Don Kişot olun. Tek hürmet ettiğim adamdır, kaybedilmiş bir davanın bu kadar fedakar bir kahramanı olabilir. Öyle görmek ve inandırmak ihtiyacında dünya şanso pansolarla dolu.

Düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir. Hiçbir merkezden talimat almaz. Bir partiye bağlı olmayabilir. Ama tarihe angajedir. Yani vatandaş olarak vazifeleri vardır: Belli savaşları kabul etmesi, belli tehlikeleri göze alması lazımdır. Bir devrin şuuru olmak zorundadır o. Başlıca vazifesi: Bütün hakikatleri yoklamak, bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu göstermek. Bazen yangın kulesindeki nöbetçi olacaktır, bazen engine açılan geminin kılavuzu. Sokakta insanlar boğazlanırken, düşüncenin asaletine sığınarak elini kolunu bağlamak, düşünceye ihanettir.

Düşünceye câzip ve parlak bir biçim vermek küçültür düşünceyi. Büyük yazar içinden gelen sesi olduğu gibi haykırandır. Kelimeleri kullanırken avamın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmez.

Düşünmek, insan üzerinde düşünmek, mutlaka yasak bölgelerden birkaçına dalıp çıkmakla olur. Zaten demokrasi ve liberalizm yasak bölgeleri kaldırmak manasına gelir.

Duygunun asaleti, kuvvet ve isabetindedir.

Fransızlarda ‘mezar taşları gibi yalan söylemek’ gibi bir tekerleme var. Kendi hayat hikayesini anlatmak da buna benzer. Önce hafızamızın aynasında sadık akisler aramak ve onları infiallerimizin, egoizmimizin eklediği çizgilerden ayırt etmek kabil mi? Belki otobiyografik bir roman kaleme almak caiz. Ama birkaç sayfada bütün bir ömrün muhasebesini yapmak hem tehlikeli hem abes. Her hal tercümesi bir müdafaanamedir. Kendimizi tanımak irfanın varabileceği en yüksek merhale.

Hakikatte kendilerini konuşturduğum düşünce adamları benim tercümanlarımdır. Tanıdığım binlerce insan arasından onları seçişim, bazen kendimi sahneye çıkarmak istemeyişimden, yani bir şöhretin arkasına gizlenmek ihtiyatkârlığından, bazen de onlarla boy ölçüşebileceğimi ispata kalkmak gibi bir bencillikten kaynaklanabilir.

Hapishane, maskelerin çıkarıldığı yerdir.

Her çağ kendi kelimelerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını.

Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler Neşidesi veya Kur’an: Senin kitabın hangisi?

İngiliz hodgamdır.Bir millet değil de bir yığın.Yığın düşünmez, mâruz kalır. Nezleye yakalanır gibi tutulur bir fikre. Ateşi yükselince arslanlaşır, nöbet geçirince her mukaddesi unutuverir.

İrfan asaletini kaybetti. Hafızaya çakıl tası gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür.

Kaderimizi çizen cemiyet; fakat ona ırzımızı teslim ettiğimiz anda erimişizdir, denizdeki herhangi bir dalgayız.

Kelimeleri tarif etmeden girişilecek her tartışma kısır kalmağa mahkum.

Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.

Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür.

Mağaranın içi mağaranın dışı… İnsanlık aynı sefil putlara tapan şaşkınlar kafilesi. Hakikatte mağaranın içi de dışı da bir.Yüz elli yıldır gölgeler aleminde yaşıyoruz…

Murdar bir hâlden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.

Mütercim, mutlak’ı arayan bir çılgın, “felsefe taşı”nı bulmaya çalışan bir simyagerdir.

Ne garip bir oyuncak şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şeyi bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve aciz içinde çırpınan bir ruh. Vücut araba akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden atlar..

Polemik zekâların savaşıymış. Zekâlar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, gizli çıkarların savası polemik. Hiç kimseyi ikna etmeyen bir lâkırdı tufanı.

Raskolnikov sarsıntı geçiren bir toplumda yapayalnızdır. Dosto gibi.

139 kayıttan 1 ile 51 arası kayıt gösteriliyor.