Neyzen Tevfik

Neyzen Tevfik

Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır. Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır. Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca, Kürsî-i liyakat aaaaaaaa, puşt olanandır!

Atatürk’ün büyük dil kongresini topladığı gün, başvekil de Bakırköyünde genişletilen bez fakrikasını açmaya gelmişti. Dil kongresine bütün bakanlar, milletvekilleri ve bazı büyükelçiler de gelmişlerdi. Dil konusunda tezi olanlar, kürsüye çıkıp konuşmuşlar, fikirlerini beyan etmişlerdi. Bunlar arasında üniversite profesörlerinden Cafer Kırımi bey de kürsüye çıkarak tezini savunurken, kırımlı olması dolayısıyla söz arasında Ruslar hakkında biraz sitemde bulununca Atatürk çok kızmış ve: – “Burası siyaset meydanı değildir, indirin şunu hemen” deyince profesörü kürsüden indirmişlerdi. Neyzen Tevfik bu olayı öğrenince şu kıtayı yazmıştı: Fabrika yaptı sümerbank bez için, Çok muazzam bir eser bu laf değil, Dil işinde ehli dil tezden dedi: Sıçtı cafer bez getirsin başvekil..

Bana yar olmayan devr-i devranın, İzzet-i ikramını si…. Yansın ibneler alayı, Su veren itfaiyenin hortumunu si…

Bana yoktur lüzumu gülşeninin, Şer-i tarik u ruz-ı ruşeninin, Ne gulammanın, ne de zenninin, Hepsinin ta mezarını si…

Ben sana bok demem, boklar duyar ar eder. Bir zerren boka düşse, onu da mundar eder. Tanrı senin hamurunu necasetle yoğurmuş, Anan seni sıçar iken yanlışlıkla doğurmuş.

Beni şimdiye kadar bir kişi anladı. O da yanlış anladı.

Bî-namaz deyip beni Hak’dan uzak gören, Sığmaz senin hayâline mihrâb ü mübrem. Sen sade beş vakitte ararsın Allahını, Ben her zaman onunla emîn ol beraberim.

Dini bütün geçinen bir dostu Neyzen Tevfik’e sorar: -“Beni tanırsın. Cennetin anahtarı sende olsa beni oraya almaz mıydın?” Neyzen, karşısındakini baştan aşağa şöyle bir süzdükten sonra gülümser: -“Bende cennetin değil de cehennemin anahtarı olsaydı senin için daha hayırlı olurdu. Belki seni oradan çıkarırdım…

Felsefemdir kitab-ı imânım, Taparım kendi rûhumun sesine. Secde eyler hâkikatim her ân, Kalbimin âteş-i mukaddesine.

Gözünü aç daha meydan var iken, Dizginin canbaz elinde Neyzen! Girmedim ya kapısından baktım, Cennet’i at pazarı sandım ben.

Hayat içi su dolu bir fıçıya benzer. Bu suyu birden içsen de biter, yavaş yavaş içsen de biter.

Hayat üç buçukla dört arasındadır; ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın..

Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden, Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü. Kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine, Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.

İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar. Karşılaştıklarında, Neyzen: -Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor. -Genç yasta vali oldu, neden fasulyeye benzesin? -İşte bende onun için benzetiyorum ya. Fasulye de sırığa sarılarak büyür.

Istırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer ömrü fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer gam karar eyleyemez handei hürrem de geçer devri sadi de geçer, guşsai matem de geçer gece gündüz yok olur, anidem adem de geçer.

İyi bak kabına, olmasın delik, boşuna taşırsın, gider gündelik. Anında olmalı, ettiğin iyilik, alem duysun diye, inayet etme.

Kim demiştir kanun alınmıştır ayak altına, Böyle bir halin vukuunda hamiyyet çiğnenir. Devleti yolsuz görenler halt eder bir beldede, Kaldırım olmazsa kanun-ı hükûmet çiğnenir.

Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler; Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus! dediler… Künyeni almak için, partiye ettim telefon, “Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us!” dediler…

Memleketin tüm vatan hainleri toplanmış Mektep-i Sultaniyede, ah bi müdür olsam. Hepsini ..kerim bi saniyede!

Neyzen askerdedir. Ancak asker ocağında da rahat durmaz ve gizli gizli tuvalette içer. Bir gün kafa bir dünya halde tuvaletten çıkarken yüzbaşıya yakalanır. Yüzbaşı kükrer: - Ulan Tevfik! Yine mi içtin lan?! Neyzen zilzurna sarhoştur ve leş gibi rakı kokmaktadır. Yani inkar edecek yeri yoktur. Dolayısıyla kabul eder: - Evet içtim komutanım. - Nerde içtin bakayım? - Şurada, tuvalette… Ve yüzbaşı bombayı patlatır: - Ulen dürzü, mezenin bol olduğu yeri de ne iyi bilirsin!

Neyzen Tevfik’e bir muharrir yazacağı romanı anlatıyordu. Sonuna gelince Neyzen yüzünü buruşturdu : - Bu mevzuu beğenmedim ! - Öyle amma, siz hiç roman yazmadınız. Nasıl fikir yürütüyorsunuz ?!. Neyzen Tevfik kızdı : - Ben yumurtanın da iyisini, bayatını anlarım. Fakat hiç yumurtlamadım.

Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın? Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemidir. Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım.

Neyzen’den bir dörtlük… “Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler; Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler… Künyeni almak için, partiye ettim telefon, Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us!” dediler…

Öleceğiz bir gün, gömecekler. Bir kaç gün övecekler, sonra kalan malını bölecekler; hatta memnun kalmayıp üstüne birde sövecekler.

Hemşehrimiz Fahrettin Kerim Gökay, “İçkinin zararları” konulu konferans veriyormuş. Malum kendisi uzun süre Yeşilay Genel Başkanlığı da yaptı. yaptı. Bir ara: Dinleyiciler arasında bulunan Neyzen Tevfik yerinden fırlayıp bağırır: -“Eyvah! Yandık!” -“Hayrola?” -“Hesap ettim, meğer ben öleli tam kırk yıl olmuş!..

Herkesin Bildiğini Basın çevrelerinde tanınmış bir hanım, Neyzen’le karşılaşınca, -Aşkolsun, benim için aşifte filan gibi sözler söylemişsiniz ? Neyzen elini sinek kovalar gibi sallamış; -Hanım, sen beni tanımıyorsun. Ben herkesin bildiği şeyleri söylemem.

İhtiyarlık ile gençlik diyerek, Şu hayati ikiye böldürme! Ey büyükten de büyük Allahım, Benden evvel ..kimi öldürme!

Kimseyi korkutarak doğru bildiklerinden vazgeçiremezsiniz. Neyzen Tevfik, iki gözü de görmeyen bir tanıdığına rastlar. Tanıdığı sorar: -“Memleketin durumunu nasıl görüyorsun, Tevfikciğim?” “Karanlık” diyecekken vazgeçer: -“Sizin gördüğünüz gibi” diye cevap verir..

Neyzen bir gün gene çığırından çıkmış şekilde Allah kitap küfür ediyor. Bir arkadaşı geliyor yanina: -Bre Neyzen ayıptır günahtır nasıl küfürdür bunlar? Neyzen adama bakar. -Hocam, biz büyük kapının köpeklerindeniz; Biz havlayıp hırlamasak kapının büyük olduğunu kim anlar?

Neyzen Tevfik bir gün Cami’de Hoca’nın vaazını dinler. Hoca cemaate herkesin dinin gereklerini yerine getirmesi gerektiğini, cennette herkese çok güzel huriler verileceğinden ve bu hurilerle ne yapmak isterlerse yapabileceklerini anlatır. Ertesi gün ki vaazda Neyzen Hocaya sorar: -Hocam cennet’ te şarap olacak mı? diye. Hoca bu soruya çok sinirlenir başlar neyzeni zındık, kafir, iblis gibi dini motiflerle haşlamaya ve sorar: -Bre zındık cenneti meyhane mi sandın? Neyzen istifini bozmaz önceki günü hatırlatır: -E Hoca dün cenneti kerhane yaptın.

Neyzen: Birinci dünya harbi boyunca 18 bin okka rakı içtim. Muhabir: He he yok canım! Neyzen: Gülmesene kardeşim hesap yaptık hesap!

Siz, bu gün memleketin halini nasıl görüyorsunuz? Neyzen Tevfik, son hızla giden taksi şoförüne seslenir: -“Aman oğlum, n’olur biraz yavaşla.” -“Merak etme baba” der şoför, -“Biz bu arabayla her zaman gelin taşıyoruz.” -“Desene biz de o üzülecekler arasındayız!..

Su-i tedbirimle yahu, öyle boklaştı işim. Ağzıma sıçtı felek, hem de s..ti geçmişim.