Nihat Genç

Nihat Genç

Ah benim Müslüman kardeşlerim, İngiliz’i gitti ABD’si geldi hiçbir şey değişmedi, ülkemize saldıkları köpek aynı köpek, dünya, demokrasi, teknoloji, hayat değişti, köpekler değişmedi..

Altın yumartlayan tavuktur o, ne derse yapacaksınız.

Anneler ölmez, hiçbir anne ölmedi diye düşündüm, Kızılay’ın ortasına karşıdan karşıya asılmış, rüzgârlarla dalgalanan büyük Atatürk posterini görünce.

Ay yıldızlı bayrağa dokunanlar, hangi yabancı bayrağa güveniyorsa, o bayrağın ülkesine yolculuğa hazırlansın; çünkü bu toprak, tarihin her döneminde, her cins ihaneti tükürdü, kustu, fırlattı ve tekmeleyerek kovdu.

Başka gazeteciler falan rezil olur çok önemli değil, ama “insanlık” rezil oluyor!

Benim ancak cesedim susar.

Bir keskin kalem, bir kırık gözlük, yürekli yiğitlere hatıran olsun.

Bir kozmik odaya girmekle ya da bilmem iki kazı yapmakla bizi teslim alacaklarını, Cumhuriyet’i teslim alacaklarını sanacak kadar, basit, dünyadan habersiz insanlar.

Bir lafım da size, Avrupa’nın elli yılda çıkarttığı yasaları uyum yasaları başlığı altında beş dakikada meclisten geçiren ‘ileri demokrasi’ aşığı milletvekillerimiz..

Biz Türk filmlerindeki tecavüz sahnelerini izleyerek masturbasyon yapmış bir halkın çocuklarıyız, kimse bizden saf ve temiz duygular beklemesin.

Bizler, birazcık ucundan okumaya çalıştık, topraklarımıza ve geçmiş uygarlığımıza aşkla bağlandık. Bilmiyor ki “aşk” kapitalizmle, parayla, topla tüfekle alınmaz.

Bu hukuksuzlukları, rezillikleri suya vuracak, çitileyecek, boyasını çıkartacak tek adam kaldı mı topraklarımızda!

Bu ülkede belki namıslu, titremeyen, saklanmayan, kaçmayan, sinmeyen, tırsmayan iş adamı kalmamış olabilir; ama bu ülkede hâlâ yazarlar var.

Bugün mal alırken sadece marka alırsınız. Eski pazarlarda mal alırken biraz da insanlık alırdınız..

Bunlar ruhsuz ibne, bunlar milyonluk eşşek.

Cesareti şeytan almış götürmüşse, şeytanın bacağını biz kıralım!

Dünyada hiçbir etnik tartışmanın “barışçıl” çözümü olmamıştır, ve dünyada etnik siyasetin bütün şekilleri “iç savaş”a sürüklenmiştir.

Hepimiz bizi öldürecek bir güzelligin esiriyiz!

Herkes yalan söyler, ama siyasiler yalanı çok rahat söyler ve utanmadan söyler.

İnsanlar tarih boyu yalan söyler. Siyasilerin farkı, siyasiler yalanı çok rahat söyler..

Kökünde evrensel ahlâk olmayan, insanlık telaşı olmayan eserler beş para etmez..

Ne kadar müslümanız?

Tek başınasın ne yapacaksın, tek başına yapacaksın.

Tepki milliyetçiliği diye bir şey vardır, kabadayılık, sosyal bozukluktur, ülkesini sevmek başka bir şeydir.

Türkiye entellektüelleri, uzmanları, aydınları, partilileri türkiye’yi yiyorlar. Argo anlamıyla yiyorlar. Yani Türkiye’yi aptallaştırıyorlar. Dönemlere ad verirsiniz. Bu dönem de aptallaştırma dönemi.

Türkiye’yi hiçbir dönemde ve seçimde bu kadar tehlikeli bir süreçte görmedim! Ben bunun altından kalkamıyorum..

Bireysel sigortalar, sosyal haklar, emekli maaşları, bölgeler arası dengesizlik.. Türkiye’de bu sorunlara talip bir devlet adamı çıkmıyor..

Bu eksiklik, yalnızlık duygusu, tek başınalık. İşte tam da burası düşüncenin, insanlığın aydınlanma noktası.

Bunları dille kandırmak kolaydır. Bunlara, makarna veren de oy alır, kömür atan da oy alır, merhaba diyen de oy alır.

Demokrasinin tavizsiz, vazgeçilmez unsuru sosyal eşitliktir. Sosyal eşitlik ve sosyal haklardan kaynağını alan sosyal politikalardır.

Hepsini halk biliyor, halkın içine girip kendileri hakkında söylenenleri görsünler.

Her bir söz, kurumuş çiçeklerin çığlığı gibi, damla damla doldurmuş bizi, çiçeğin suyu gözyaşlarımız.

İnsanlığa karşı tek laf edemiyorsan yüzde 47 değil, yüzde 98 olsan ne yazar?! Onur yok, şeref yok.

İstifalar için şunu söyleyeceğim; bu saatten sonra askere ‘rütbe’ değil ‘onur’ lazım, biraz geç kaldılar, olsun.

Kapalı olan her şey tertiptir, plandır, tezgâhtır. Demokrasinin tarifi budur.

Kendine ilerici diyen, sürekli batıdan örnek veren, yandaş, yalaka insanların hepsine sesleniyorum!

Nedir bu İstanbul’un sizden çektiği, her tarafı taş beton yaptınız. Binayla, taşla, betonla yapılan bütün projeler geçmiş yüzyılın çılgın projeleriydi!

Ölürsek de endişeye mahal yok, çünkü ahirette zaman yok, yakalarına ebediyen yapışacağız.

Sofranızdaki çatallar doğduğunuzdan beri biri kebaba biri lokuma çift çift götürüyordu, sırtımıza giren hançerler de aynı alışkanlıktan olsa gerek çift çatallı.

Üç günlük dünyada bir kez olsun; meyhane arkadaşlarını, ideolojik ortaklarını karşılarına alamamış bir zavallı sürüsü.

Zengin sofrasında zangoç olmuş yazarlar bunlar.