Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

20 adım yürü. Beyaz bi kaya var orada. “X” işaretli. Dön şimdi ordan… Kayaya sırtını ver. 20 adım yürü. Kestane ağacı göreceksin. Çömel… Kaz orayı…

Arkadaş, iş işten geçtikten sonra benim akıbetimi merak etmeniz de, enteresan yani

Çocuğumuz düşüp kafasını masaya çarpınca biz hemen masayı döveriz, “he masa ehhhh sen niye orada duruyorsun” diye. Çocuk masa orada durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur.

Deli dana geliyor. inekten…

Dolar patlarsa? Enflasyon Canavarı’ndan…

Domatesleri Ruslara kakalayamıyoruz… Sinekten..

En çok seçim günlerinde yorum yazmayı sevi’yorum. Çünkü, seçim günü milli iradeye müdahale etmeyelim ayaklarıyla yazmı’yorum… Cümleten hayırlı iradeler dili’yorum.

Evleri su basıyor. Yağmurdan…

Gemi batıyor. Dalgadan…

Hatta “sorumlu olmayan sorumlumuz” da var… Milli takım oynayıp yeniliyor. Suçlusu kim? Takıma alınmayan Hakan…

İstisnasız, okur yazar.

İyi de kardeşim, uçak neden düşüyor? Rahmetli pilottan…

Millet hormonlu diye tavuk yemiyor. Erman Toroğlu’ndan…

Ormanlar yanıyor. Sigaradan…

Parayı ışığa tuttuğunuzda içinde Atatürk varsa o para gerçektir. Yoksa sahtedir. İnsanları da ışığa tutmamız yeterlidir. İçinde Atatürk geçmeyen herkes sahtedir.

Peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz? Allah’tan…

Sanal “sorumlumuz” bile var… Yollarda her gün 20 insanımız heba oluyor. Trafik Canavarı’ndan…

Sıradan insanların, aklıyla, çabasıyla, samimiyetiyle, yüreğiyle büyüyenler… Çizgi kahramanları gerçek sandılar. Hatta o hale geldi ki… Pokemonlar bile havaya giriyor artık.

Sivrisinekler,arılar çok,dalan dalana.

Ve hâlâ… Hayatında morga gitmemiş tipler, “olayı unutturmayan kahraman” olma sevdasıyla, ölünün üzerine kürekle toprak attığının farkında olmadan sormaya devam ediyor: “Niye yakalanmıyor?”

Vezirin kavuğu,cübbesi yoktu ama, robdöşambrı vardı..

Voltran’ı oluşturmak istiyorlar,olan bu…

Yazarlar? Adı üstünde, yazarlar. Pek okumazlar.

Yine nehir yatağına aktı…